Web-Mail Diyanet-Mail Diyanet İşleri Başkanlığı
Anasayfa İletişim Bilgi Edinme Münhal Kadrolar Ziyaretçi Defteri Fotoğraflar Videolar Namaz Vakitleri
Misyonumuz; Toplumun dinî ihtiyaç ve beklentilerine cevap vermek amacıyla İslam Dini'nin temel kaynaklarına dayalı doğru ve güncel bilgi ile toplumu din konusunda aydınlatmak, inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek ve ibadet yerlerini yönetmektir. Vizyonumuz; Türkiye ve dünyada İslam Dini'ne ilişkin her hususta referans alınan, en etkin ve saygın kurum olmaktır.

ANA MENÜ

Yeni Sayfa 1

ISAM

SİTE İSTATİSTİKLERİ

Kategori Sayısı 58
Sayfa Sayısı 21
Haber Sayısı 605
Yorum Sayısı 21
Haber Okuma 17900
Video Sayısı 2
Fotoğraf Sayısı 385
Editör Sayısı 6
RAMAZAN MEKTEBİ

RAMAZAN MEKTEBİ

Ya­ra­tı­cı­mı­zın em­riy­le yıl­da bir ay hız­lan­dı­rıl­mış­tır

RAMAZAN MEKTEBİ

 

      İn­san ha­ya­tı­nın tüm saf­ha­la­rı­na ya­yı­lan bu eği­tim prog­ra­mı Ya­ra­tı­cı­mı­zın em­riy­le yıl­da bir ay hız­lan­dı­rıl­mış­tır. Bu ayın, Kur'an-ı Ke­rim'in na­zil ol­du­ğu Ra­ma­zan ayı­na denk ge­ti­ril­me­si bir te­sa­düf de­ğil­dir.

      Ra­ma­zan, Sev­gi­li Pey­gam­be­ri­mi­zin Me­di­ne'ye hic­ret edi­şi­nin ikin­ci yı­lın­dan bu­gü­ne ka­dar ke­sin­ti­siz ola­rak İs­lâm coğ­raf­ya­sı­nın her ta­ra­fın­da, her yıl id­rak edi­len, bir ay­lık ila­hi bir mek­tep­tir. Ger­çi Müs­lü­man için, ha­ya­tın ta­ma­mı, yı­lın on iki ayı bir mek­tep­ten iba­ret­tir.

      Yer­yü­zün­de her­şe­yin bir ya­ra­tı­lış ga­ye­si ol­du­ğu gi­bi eş­ref-i mah­luk ola­rak ya­ra­tı­lan in­sa­nın da bir ga­ye­si var­dır. Bu ga­ye, hak ve ada­le­ti te­sis et­mek­tir. İba­det­le­ri­miz, bu ga­ye­nin ger­çek­leş­me­si ve ira­de­le­ri­mi­zi, bu uğur­da eğit­mek için var­dır. Gün­de beş va­kit na­maz­dan na­fi­le olan te­hec­cü­de ka­dar; en kü­çük bir sa­da­ka­dan ze­kat iba­de­ti­ne ka­dar her şey bir ta­raf­tan top­lum dü­ze­ni­nin oluş­ma­sı­na kat­kı­da bu­lu­nur­ken öbür ta­raf­tan fer­din ira­de­si­ni eği­ti­me ta­bi tu­tar. İba­det­le eği­til­me­yen ira­de­ler ön­ce he­va­nın, ar­zu ve is­tek­le­rin, şey­ta­nın, son­ra da baş­ka in­san­la­rın esi­ri ol­ma­ya mah­kum­dur. Zi­ra böy­le bir eği­tim­le ira­de­ler, ger­çek hür­ri­ye­ti­ne ka­vu­şur. Hür ol­ma­yan ira­de­ler ise an­cak esir olur.

      İn­san ha­ya­tı­nın tüm saf­ha­la­rı­na ya­yı­lan bu eği­tim prog­ra­mı Ya­ra­tı­cı­mı­zın em­riy­le yıl­da bir ay hız­lan­dı­rıl­mış­tır. Bu ayın, Kur'an-ı Ke­rim'in na­zil ol­du­ğu Ra­ma­zan ayı­na denk ge­ti­ril­me­si bir te­sa­düf de­ğil­dir.

      Ra­ma­zan, Sev­gi­li Pey­gam­be­ri­mi­zin Me­di­ne'ye hic­ret edi­şi­nin ikin­ci yı­lın­dan bu­gü­ne ka­dar ke­sin­ti­siz ola­rak İs­lâm coğ­raf­ya­sı­nın her ta­ra­fın­da, her yıl id­rak edi­len, bir ay­lık ila­hi bir mek­tep­tir. Ger­çi Müs­lü­man için, ha­ya­tın ta­ma­mı, yı­lın on iki ayı bir mek­tep­ten iba­ret­tir. An­cak Ra­ma­zan, bu on iki ay içe­ri­sin­de hız­lan­dı­rıl­mış bir kurs, da­ha yo­ğun eği­tim­li bir mek­tep­tir. Ulus­la­ra­ra­sı hiç­bir ku­ru­lu­şun ya­pa­ma­ya­ca­ğı bir or­ga­ni­zas­yon­dur. Her mek­tep­te ol­du­ğu gi­bi Ra­ma­zan mek­te­bi­nin de bir ga­ye­si ve bir prog­ra­mı var­dır.

       Ra­ma­zan mek­te­bi­nin ga­ye­si

     Ra­ma­zan mek­te­bi­nin ga­ye­si, oru­cun far­zi­ye­ti ile il­gi­li aye­tin de­va­mın­da ge­çen "le­al­le­kum tet­tek­ûn" ifa­de­sin­de giz­li­dir. Bu ifa­de, "ko­run­ma­nız için" di­ye ter­cü­me edil­di­ği gi­bi "arın­ma­nız için" di­ye de ter­cü­me edil­mek­te­dir.

     Hz. Pey­gam­ber bir ha­di­sin­de "Ra­ma­zan ayı­na eri­şip de gü­nah­la­rın­dan arın­ma­dan Ra­ma­za­nı terk eden in­sa­na ya­zık­lar ol­sun" bu­yur­muş­tur. Bir baş­ka ri­va­yet­te "ya­zık­lar ol­sun" ifa­de­si­ni, Ceb­ra­il (a.s.) kul­lan­mış, Hz. Pey­gam­ber de bu­na amin de­miş­tir. Pey­gam­be­ri­mizin özel­lik­le­rin­den bir ta­ne­si de çok is­tis­nai bir-iki olay dı­şın­da ha­ya­tın­da hiç bed­dua et­me­me­si, hiç kim­se­ye la­net oku­ma­ma­sı­dır. Bu­ra­da ise bir si­tem var­dır. Bir in­san, Ra­ma­za­na eriş­ti­ği hal­de arın­ma­dan Ra­ma­zan'ı terk eder­se ona ya­zık­lar ol­sun. Çün­kü bu, arın­ma­ya di­ren­mek­tir. Yer­yü­zün­de­ki en bü­yük kö­tü­lük­ler­den bir ta­ne­si de arın­ma­ya di­ren­mek­tir. Arın­ma­ya di­ren­mek, as­lın­da yü­re­ği­ni gü­zel­lik­le­re ka­pat­mak de­mek­tir. Arın­ma­ya di­ren­mek, ba­ha­rı so­lu­ma­mak de­mek­tir. Ra­ma­zan, öy­le bir ba­har­dır ki, in­san onu ger­çek­ten so­lu­ma­lı­dır. Ra­ma­zan gel­di­ğin­de arın­ma­mak, Ra­ma­za­nın eği­ti­mi­ne ta­bi ol­ma­mak gü­ne­şe per­de ger­mek gi­bi bir şey­dir.

      Özel­lik­le ça­ğı­mız­da ya­zı­lı ve gör­sel med­ya­ya, için­de ya­şa­dı­ğı­mız top­lu­ma ve dün­ya­mız­da ya­şa­nan olay­la­ra bak­tı­ğı­mız­da, in­san­lı­ğın ger­çek­ten çok kir­len­di­ği­ni ve arın­ma­ya çok ih­ti­ya­cı­nın ol­du­ğu­nu üzü­le­rek gör­mek­te­yiz. Bu­gün in­san­lık, bu nok­ta­da ger­çek­ten çok kö­tü bir im­ti­han ve­ri­yor. Onun için Ra­ma­zan, do­lu ola­rak ge­li­yor ki; bu, rah­met­tir, mağ­fi­ret­tir, arın­ma­dır, tak­va­dır. Ama gi­der­ken de yi­ne do­lu ola­rak git­me­li­dir. Ra­ma­zan "ka­vu­ru­cu ateş" de­mek­tir. Do­la­yı­sıy­la Ra­ma­zan, kö­tü­lük­le­ri ya­kıp gö­tür­me­li­dir ki, in­san­lık on­dan is­ti­fa­de ede­bil­sin.

      Ra­ma­zan, oruç, hür­ri­yet ve hür ira­de, bir­lik­te ele alın­ma­sı ge­re­ken kav­ram­lar­dır. İra­de, in­sa­nı di­ğer can­lı­lar­dan ayı­ran en te­mel fak­tör­dür. Kur'an-ı Ke­rim'de dağ­la­ra tev­di edil­di­ği söy­le­nen an­cak, dağ­la­rın üst­len­mek­ten ka­çın­dı­ğı, fa­kat in­sa­nın bi­le­rek yük­len­di­ği ema­net, ira­de­dir. İra­de, ve­ra­set yo­luy­la ne­sil­den ne­si­le in­ti­kal eden bir de­ğer ol­sa da de­ğiş­me­ye ve de­ğiş­ti­ril­me­ye mü­sa­it­tir. İn­sa­nı in­san ya­pan ira­de­dir. An­cak, in­san­da en çok mü­da­ha­le­le­re ma­ruz ka­lan da yi­ne ira­de­dir. İra­de bu mü­da­ha­le­ler­le ya za­yıf dü­şer esir olur, ya da kud­ret­le bir­le­şir ha­kim olur. İra­de var­dır bü­tün dün­ya­ya yön ve­rir; ira­de var­dır ba­sit bir duy­gu­ya esir olur. Oruç iba­de­ti, in­san hür­ri­ye­ti ile çok iliş­ki­li bir iba­det­tir. Ye­me­yi, iç­me­yi bı­rak­ma­nın hür­ri­yet­le ne gi­bi bir iliş­ki­si var­dır, di­ye in­sa­nın ak­lı­na bir so­ru ge­le­bi­lir. Onun için ön­ce­lik­le hür­ri­yet kav­ra­mı üze­rin­de dur­mak, oruç iba­de­ti ile in­san hür­ri­ye­ti ara­sın­da­ki iliş­ki­yi an­la­ma­ya yar­dım­cı ola­cak­tır. 

      İs­lam bil­gin­le­ri, hür­ri­ye­ti cis­ma­ni ve­ya be­de­ni hür­ri­yet, me­de­ni ve­ya si­ya­si hür­ri­yet, ah­la­ki ve vic­da­ni hür­ri­yet di­ye üç kı­sım­da mü­ta­laa et­miş­ler­dir.

      Cis­ma­ni hür­ri­yet, be­de­nin ve aza­la­rı­nın hiç­bir en­gel ve zor­la­may­la kar­şı­laş­mak­sı­zın is­te­nil­di­ği gi­bi kul­la­nıl­ma­sı­dır. Bu, hür­ri­ye­tin en ba­sit şek­li­dir.

       Do­ğuş­tan ve­ya son­ra­dan el­de et­ti­ği bü­tün hak­la­ra sa­hip olan kim­se­ye hür de­ni­lir ki, hür­ri­ye­tin bu şek­li­ne de me­de­ni hür­ri­yet de­nir. Si­ya­si hür­ri­yet de bu­na ta­al­luk eder ve me­de­ni hür­ri­ye­ti te­min eden hak ve yet­ki­ler­den iba­ret­tir.

       Hür­ri­ye­tin üçün­cü şek­li, ah­la­ki ve vic­da­ni hür­ri­yet­tir ki, bu ira­de hür­ri­ye­ti de­mek­tir. İn­sa­nın, nef­si­nin is­tek­le­ri­ne bo­yun eğ­me­me­si an­la­mın­da­ki hür­ri­yet­tir. Fi­kir ve vic­dan hür­ri­ye­ti ile ak­li hür­ri­yet de ira­de hür­ri­ye­tin­den baş­ka bir şey de­ğil­dir. Sı­ra­la­ma son­dan ba­şa doğ­ru­dur. Kı­sa­ca, ah­la­ki ve vic­da­ni hür­ri­yet ol­ma­dan si­ya­si ve me­de­ni hür­ri­yet ol­maz. Bu iki­si ol­ma­dan da cis­ma­ni ve be­de­ni hür­ri­yet ol­maz. Onun için cad­de­ler­de ve so­kak­lar­da öz­gür ol­du­ğu­nu sa­nan ni­ce in­san­lar var­dır, ama ger­çek­te hür de­ğil­dir­ler. Yi­ne ha­pis­ler­de ve zin­dan­lar­da ni­ce in­san­lar var­dır, ama ger­çek­te hür­dür­ler. Ku­yu­da ol­du­ğu hal­de Hz. Yu­suf ka­dar hür bir in­san var mı­dır? Ha­pis­te ol­du­ğu hal­de Hz. Yu­suf ka­dar hür bir in­san var mı­dır? Do­la­yı­sıy­la ira­de hür­ri­ye­ti, bü­tün hür­ri­yet­le­rin ba­şın­da ge­lir. Çün­kü bü­tün hür­ri­yet­le­ri ko­ru­mak için hür ve kud­ret­li bir ira­de­ye ih­ti­yaç var­dır.

       İs­lam li­te­ra­tü­rün­de hür­ri­ye­tin bam­baş­ka bir an­la­mı var­dır. Hür­ri­yet, ba­şı­boş­luk de­mek de­ğil­dir. So­rum­suz­luk de­mek de­ğil­dir. İn­sa­nın, sa­de­ce baş­ka­sı­nın kö­le­li­ğin­den, baş­ka­sı­nın emir ve di­rek­tif­le­ri­ne gö­re ya­şa­ma­sın­dan kur­tul­ma­sı de­mek de de­ğil­dir. Uy­ku­su­nu ra­hat­lık­la fe­da ede­bi­len, ye­me-iç­me gi­bi en ta­bii ar­zu­la­rı­na za­man za­man gem vu­ra­bi­len bir in­san, ken­di hür­ri­ye­ti adı­na çok da­ha ak­tif ha­re­ket ede­bi­lir. Aç­lık ve su­suz­lu­ğu gi­der­mek gi­bi şey­ler in­sa­nın en ta­bii hak­la­rı­dır. An­cak ba­zen in­san­lar, bu hak­la­rı­na sa­hip ol­mak için ken­di­le­ri­ni in­san ya­pan tüm de­ğer­le­ri fe­da ede­bi­li­yor, hat­ta en bü­yük kıy­me­ti ha­iz hür­ri­yet­ten bi­le vaz­ge­çe­bi­li­yor.

      İs­lâm'ın, Kur'anî nok­ta­da in­sa­na ka­zan­dır­mak is­te­di­ği hür­ri­yet, -el­bet­te baş­ka­sı­nın kö­le­li­ğin­den, ege­men­li­ğin­den ve he­ge­mon­ya­sın­dan kur­tul­mak, öz­gür ol­mak da çok önem­li bir hür­ri­yet­tir- ön­ce­lik­le in­sa­nın ken­di he­va ve ar­zu­la­rı­na kul ve kö­le ol­mak­tan kur­tul­ma­sı an­la­mın­da­ki hür­ri­yet­tir. As­lın­da İs­lâm'ın bü­tün iba­det­le­ri­nin ga­ye­sin­de bu hür­ri­yet var­dır. Ama bu hür­ri­yet, oruç­ta da­ha faz­la­dır. Çün­kü, oruç iba­de­tin­de ha­ya­tın bir par­ça­sı olan, ol­maz­sa ol­maz olan ye­me-iç­me gi­bi in­sa­nın en ta­bii ih­ti­yaç­la­rı­nı bi­raz as­kı­ya al­mak var­dır. Ya­ni bu­ra­da in­sa­nın "Ben Ya­ra­tı­cı­nın bu nok­ta­da­ki em­ri­ne uyu­yo­rum" de­yip ye­me-iç­me­yi ke­se­bil­me­si in­sa­na apay­rı bir hür­ri­yet ka­zan­dır­mak­ta­dır. İş­te, ira­de hür­ri­ye­ti ile oruç iba­de­ti ara­sın­da bu an­lam­da bir iliş­ki var­dır. Onun için Ra­ma­zan mek­te­bi­nin ga­ye­si­ni çok iyi an­la­mak la­zım­dır. Oruç iba­de­ti­nin asıl ga­ye­si; in­sa­na, eği­til­miş ve ken­di be­şe­ri ar­zu­la­rı­nın ege­men­li­ğin­den kur­tul­muş hür bir ira­de ka­zan­dır­mak­tır.

       Ra­ma­zan mek­te­bi­nin prog­ra­mı

       Ra­ma­zan mek­te­bi­nin prog­ra­mı otuz gün­lük bir prog­ram­dır. Gün­lük prog­ram, sa­hur­la baş­lar. Mü­min, sa­hu­ra kal­ka­rak prog­ra­ma kay­dı­nı yap­tır­mış olur. Sa­hur, Kur'an-ı Ke­rim'de yok­tur. Kur'an-ı Ke­rim'de im­sak var­dır. Prog­ra­mın ana mad­de­le­ri biz­zat Al­lah ta­ra­fın­dan be­lir­len­miş­tir. Prog­ra­mın bir­ta­kım yö­net­me­lik­le­ri, bir ta­kım te­fer­ru­atı ise Hz. Pey­gam­ber ta­ra­fın­dan be­lir­len­miş­tir. Sa­hur, biz­zat Hz. Pey­gam­ber ta­ra­fın­dan prog­ra­ma da­hil edil­miş­tir. Ge­ce­nin bel­li bir vak­tin­de bü­tün mü­min­le­rin sa­hu­ra kal­kıp, Al­lah rı­za­sı için oru­ca ni­yet et­me­le­ri ger­çek­ten müt­hiş bir ha­di­se­dir.

       Sa­hur, aç­lı­ğa hiç da­ya­na­ma­yan in­san­lar için önem­li­dir. İlaç al­mak is­te­yen in­san­lar için önem­li­dir. Bu­nun gi­bi bir­çok önem sa­yı­la­bi­lir. Ama en önem­li­si bir iba­de­te uya­nık baş­la­mak­tır. Bü­tün in­san­lı­ğın gaf­let uy­ku­su­na dal­dı­ğı bir sı­ra­da, uy­ku­yu bö­lüp kalk­mak, ai­le­ye o ila­hi rah­me­ti ge­tir­mek, ai­le ef­ra­dı­nı sof­ra­nın et­ra­fın­da bir ara­ya ge­ti­rip se­her vak­ti­ne ne­şe kat­mak, ger­çek­ten çok önem­li­dir. Se­her vak­ti­nin, ay­rı­ca Al­lah ka­tın­da ay­rı bir de­ğe­ri var­dır. Bun­dan do­la­yı Hz. Pey­gam­ber sa­hu­ru, be­re­ket kav­ra­mıy­la bir­lik­te zik­re­de­rek, "Sa­hu­ra kal­kın. Çün­kü sa­hur­da be­re­ket var­dır" bu­yur­muş­tur.

       Be­re­ket, biz­de da­ha çok bir şe­yin art­ma­sı ola­rak izah edi­lir. As­lın­da bir şe­yin hep art­ma­sı be­re­ket de­ğil­dir. Çün­kü az olan ni­ce şey­le­rin, ma­ne­vi de­ğe­ri çok yük­sek­tir. Bir şe­yin de­ğe­ri faz­la­lı­ğıy­la öl­çül­mez. Bir şe­yin de­ğe­ri ifa­de et­ti­ği an­lam ile öl­çü­lür. Onun için be­re­ket kav­ra­mı da­ha çok ma­ne­vi bir kav­ram­dır. Hz. Pey­gam­ber, sa­hu­ru be­re­ket kav­ra­mı ile bir­lik­te ifa­de ede­rek ona ma­ne­vi bir an­lam yük­le­miş­tir.

       Hz. Pey­gam­ber'in prog­ram­la­dı­ğı önem­li bir şey da­ha var­dır. O da sa­hu­ra kalk­mış­ken se­her vak­tin­de na­maz kıl­mak­tır. Hz. Pey­gam­ber'in prog­ra­mın­da bu na­maz, te­hec­cüt ola­rak da kı­lı­na­bi­lir, na­fi­le ola­rak da kı­lı­na­bi­lir, ka­za ola­rak da kı­lı­na­bi­lir. Bu ta­ma­men ki­şi­ye bı­ra­kıl­mış­tır.

       Hz. Pey­gam­ber bir ha­di­sin­de, "Bir bar­dak su ile de ol­sa mut­la­ka sa­hu­ra kal­kın" bu­yur­muş­tur. Sa­hu­run en önem­li amaç­la­rın­dan bi­ri­si, her şey­den ön­ce ta­bi­at­la bir­lik­te uyan­mak­tır. Uy­ku­yu bir ta­ra­fa bı­ra­kıp di­ril­me­dir. An­ne­ler, ba­zen ço­cuk­la­rı­na kı­ya­maz ve sa­hu­ra uyan­dır­maz­lar. Ama bu ne­şe­den on­la­rı mah­rum et­me­mek, hat­ta gö­nül­lü ola­rak, ik­na ede­rek ço­cuk­la­rı sa­hu­ra kal­dır­mak la­zım­dır.

       Bu prog­ra­mın, Al­lah ta­ra­fın­dan kon­muş ve oru­cu oruç ya­pan en önem­li üç mad­de­si var­dır: Bun­lar, if­tar vak­ti­ne ka­dar ye­me­yi, iç­me­yi ve bir ta­kım cin­sel ar­zu­la­rı bir ta­ra­fa bı­rak­mak­tır. Ağız­dan kö­tü söz çık­ma­ma­sı, boş ye­re mü­na­ka­şa ya­pıl­ma­ma­sı, baş­ka in­san­la­rın kalp­le­ri­nin kı­rıl­ma­ma­sı, Hz. Mer­yem'in oru­cu gi­bi oruç tut­mak... ola­rak sı­ra­la­na­bi­le­cek birta­kım mad­de­ler de biz­zat Hz. Pey­gam­ber ta­ra­fın­dan prog­ra­ma da­hil edil­miş­tir.

        Ra­ma­zan mek­te­bi­nin prog­ra­mın­da im­sak var­dır. İm­sak, ke­li­me an­la­mı iti­ba­riy­le "tut­mak" de­mek­tir. Hz. Pey­gam­ber bir ha­dis­le­rin­de, "Al­lah'ın, si­zin ye­me­ni­zi ve iç­me­ni­zi bı­rak­ma­nı­za ih­ti­ya­cı yok­tur" bu­yur­muş­tur. Oruç, sa­de­ce kar­nı aç bı­rak­mak­tan iba­ret de­ğil­dir. İm­sak­tan iti­ba­ren in­san, bü­tün or­gan­la­rı­nı tu­ta­bi­li­yor­sa, her tür­lü kö­tü­lük­ten ve gü­nah­tan uzak du­ra­bi­li­yor­sa ger­çek im­sak, ger­çek oruç bu­dur. Hat­ta bi­ri­si gel­di ve si­ze sa­taş­tı. Pey­gam­be­rimiz, "De ki ben oruç­lu­yum" de­yin di­yor.

        Ba­zı İs­lâm bil­gin­le­ri oru­cu üçe ayır­mış­tır. Avam oru­cu, ha­vas oru­cu, ha­vas­su'l-ha­vas oru­cu. Sa­de­ce aç ve su­suz ka­la­rak tu­tu­lan oruç, bir insanı aç ve susuz olarak ağa­ca bağ­la­mak şek­lin­de ifa­de edil­miş­tir. Oruç tu­tu­yor ama sö­vü­yor, sa­yı­yor, küf­re­di­yor, ağ­zın­dan çı­ka­nı ku­la­ğı duy­mu­yor, kalp kı­rı­yor, zul­me­di­yor, ba­ğı­rı­yor, ça­ğı­rı­yor, ha­ka­ret edi­yor, alay edi­yor, ya­lan söy­lü­yor... Bun­lar, oruç iba­de­ti­nin hik­me­ti­ne ay­kı­rı olan şey­ler­dir. Ay­rı­ca Ra­ma­zan ayı, gü­nah çı­kar­tan bir pa­paz da de­ğil­dir. Ba­zı in­san­lar, Ra­ma­zan ayın­da iş­le­me­dik­le­ri kö­tü­lük­le­ri Ra­ma­zan'ın dı­şın­da­ki ay­lar­da iş­le­mek­te her­han­gi bir be­is gör­me­ye­bi­li­yor. Bu, çok yan­lış­tır. Ra­ma­zan, on bir ay­da­ki gündelik iş yorgunluğunu bi­raz ke­na­ra bı­ra­ka­rak, ma­ne­vi duy­gu­la­rı da­ha iyi ya­şa­yıp ta­da­bil­me­miz için var­dır.

        Ra­ma­zan mek­te­bi­nin prog­ra­mın­da Kur'an oku­mak var­dır. Mu­ka­be­le­ler var­dır.  Hz. Ali'nin,  "Dü­şün­mek­si­zin Kur'an oku­ma­nın hay­rı yok­tur" sö­zü­nü göz önün­de bu­lun­du­ra­rak, an­la­mı­nı dü­şü­ne­rek, içten gelen bir duygu ile, göz­ler­den yaş­lar akı­ta­rak, ta­ne ta­ne oku­mak...

        Ra­ma­zan mek­te­bi­nin prog­ra­mın­da if­tar var­dır. İf­tar, Hz. Pey­gam­ber'in du­ala­rın ka­bul edi­le­ce­ği va­kit ola­rak ifa­de et­ti­ği, bü­tün ai­le fert­le­ri­nin, ma­ne­vi açı­dan do­lu do­lu ge­çen bir gü­nün so­nun­da bir sof­ra et­ra­fın­da bir ara­ya gel­me­si, Hz. Pey­gam­ber'in, "Öy­le bir ai­le­ye Al­lah, rah­met na­za­rıy­la ba­kar" de­di­ği, ma­ne­vi de­ğe­ri­nin öl­çü­le­mez ol­du­ğu çok de­ğer­li bir va­kit­tir. Hz. Pey­gam­ber bir ha­di­sin­de, "Oruç­lu­nun iki se­vin­ci var­dır. Bi­ri if­tar vak­tin­de­ki se­vin­ci, di­ğe­ri de Rab­bi ile bu­la­şa­ca­ğı za­man­da du­ya­ca­ğı se­vinç­tir" bu­yur­muş­tur. İf­tar vak­ti iş­te böy­le se­vinç­li bir an­dır. Bu va­kit­te her­kes, ai­le fert­le­ri ile bir­lik­te em­rin gel­me­si­ni ya da em­rin so­na er­me­si­ni bek­ler. Ken­di­si­ne ye­me-iç­me, den­miş­tir, ye­me­miş­tir ve iç­me­miş­tir. Mü­min, em­re uya­rak Yü­ce Al­lah'a olan sev­gi­si­ni ve say­gı­sı­nı gös­ter­miş­tir. Ta­bii ih­ti­yaç­la­rı­nın da­hi önü­ne ge­çe­rek, ger­çek hür­ri­ye­ti tat­mış­tır. Şim­di baş­ka bir tat bu­la­cak­tır. O da ai­le fert­le­riy­le bir­lik­te, bir sof­ra et­ra­fın­da, dua ede­rek oru­cu açıp if­tar yap­mak­tır.

        Ra­ma­zan mek­te­bi­nin prog­ra­mın­da te­ra­vih var­dır. Te­ra­vih, prog­ra­mın içe­ri­si­ne biz­zat Hz. Pey­gam­ber'in koy­du­ğu, şe­kil­len­me­sin­de Hz. Ömer'in ro­lü­nün ol­du­ğu gü­zel bir iba­det­tir.

        Ra­ma­zan mek­te­bi­nin prog­ra­mın­da ze­kat var­dır. Bu da gü­zel bir ge­le­nek­tir. Ra­ma­zan, ay­nı za­man­da ze­ka­tın ma­li yı­lı­dır. Müs­lü­man­lar, ze­kat­la­rı­nı Ra­ma­zan ayın­da ver­me­yi ge­le­nek ha­li­ne ge­tir­miş­ler­dir. Bu çok gü­zel bir şey­dir.

Ra­ma­zan mek­te­bi­nin prog­ra­mın­da sa­da­ka-i fıtr var­dır. Fa­kir­le­re, kim­se­siz­le­re, ye­tim­le­re, dul­la­ra, düş­kün­le­re yar­dım var­dır. Ra­ma­zan mek­te­bi­nin prog­ra­mı çok zen­gin­dir. Prog­ram­da na­maz var­dır, kı­yam var­dır, kı­ra­at var­dır, te­hec­cüd var­dır, na­fi­le var­dır, in­fak var­dır, te­ra­vih var­dır, ka­dir var­dır, Kur'an var­dır, mu­ka­be­le var­dır, ilim var­dır, ir­fan var­dır, iti­kaf var­dır, iba­det var­dır, iyi­lik var­dır, gü­zel­lik var­dır, tev­be var­dır, hür­ri­yet var­dır, ter­bi­ye var­dır, arın­ma var­dır, ko­run­ma var­dır, oru­cun ne­şe­si bay­ram var­dır...

        Hz. Pey­gam­ber bir ha­di­sin­de, "Her kim Ra­ma­za­nı ina­na­rak ve sa­de­ce Al­lah rı­za­sı için oruç­lu ge­çi­rir­se geç­miş bü­tün gü­nah­la­rı af­fo­lur" bu­yu­ra­rak; eğer iman ve ih­las­la tat­bik edil­miş­se Ra­ma­zan mek­te­bi­nin so­nun­da mağ­fi­ret ol­du­ğu­nu müj­de­le­miş­tir. Mağ­fi­ret sa­de­ce geç­miş gü­nah­la­rın af­fı de­ğil, ge­le­cek gü­nah­lar­dan da ko­run­ma­dır. "Le­al­le­küm tet­te­kûn" ifa­de­siy­le oru­cun bu ko­run­ma­yı ger­çek­leş­ti­re­ce­ği ayet­te de vur­gu­lan­mış­tır.

       Ra­ma­zan mek­te­bi­nin prog­ra­mı, biz­zat Al­lah ta­ra­fın­dan tan­zim edil­miş­tir. Sa­hur­la baş­la­yıp if­tar­la son bu­lan bu prog­ra­ma, mü­min­le­ri ra­ha­ta ka­vuş­tu­ran te­ra­vih, gün­dü­zün sı­ya­mı­na ge­ce­nin kı­ya­mı Hz. Pey­gam­ber ta­ra­fın­dan ek­len­miş­tir. Sa­hur da Pey­gam­ber buy­ru­ğuy­la bu prog­ra­mın bir par­ça­sı ol­muş­tur. Sa­hur, sa­de­ce er­te­si gün aç­lı­ğa da­ha iyi da­yan­mak için tav­si­ye edil­me­miş­tir. Mü­min­ler, du­ala­rın red­de­dil­me­di­ği se­her vak­tin­de uya­nık ka­la­rak bu eği­ti­me hız ka­zan­dı­rır­lar.

       Üs­te­lik bu mek­tep­te, hiç­bir okul­da, med­re­se­de ve üni­ver­si­te­de ol­ma­yan bir eği­tim var­dır. Şer'î ma­ze­re­ti ol­ma­yan her in­sa­nı ken­di­ne öğ­ren­ci ola­rak ka­bul et­miş­tir. Bu mek­tep­te bel­ki akıl ve ilim ve­ril­mez. An­cak akıl ve il­min ön şar­tı olan ira­de­ler eği­ti­lir. İs­lâm'da­ki bir­çok iba­det­ler­de ol­du­ğu gi­bi Ra­ma­zan mek­te­bin­de tu­tu­lan oruç­lar, hür­ri­ye­tin üçün­cü çe­şi­di olan ira­de hür­ri­ye­ti­ni te­min et­me­ye yö­ne­lik­tir. Çün­kü ira­de hür­ri­ye­ti ma­ne­vi va­sıf­lar­la ka­im­dir. Va­hiy ve Kur'an ayı olan Ra­ma­zan bo­yun­ca tu­tu­lan oruç­lar, in­san ira­de­si­ni, he­va ve he­ves­le­rin, is­tek ve ar­zu­la­rın esa­re­tin­den ken­di­ni kur­tar­ma ça­ba­sı­dır. İn­san bu mek­tep­te, Al­lah'ın çağ­rı­sı­na ce­vap ver­me­ye ha­zır ola­bil­mek için ken­di­ne ha­kim ol­ma­yı öğ­re­nir. Hay­va­ni iç­gü­dü­ler­le bağ­la­rı ko­par­ma im­ka­nı ve­ren bu ken­di­ni kont­rol, biz­zat ken­di­mi­ze kar­şı bir va­zi­fe ve so­rum­lu­luk­tur.

                                                                                          Prof.Dr.Mehmet GÖRMEZ

                                                                        Diyanet İşleri Başkanı

                Diyanet Aylık dergi 2005                    

 


Haberi ;09 Ağustos 2011, 12:09 TarihindeTurhan BAYATLI  eklemiş,haber 10 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Müftülüğümüzden

Vefat ve Baş sağlığı

Vefat ve Baş sağlığı Vefat ve Baş sağlığı

Rahmet ve Bereket Kapısı Aralanıyor

Rahmet ve Bereket Kapısı Aralanıyor Rahmet ve bereket kapısı aralanıyor yok mu girmek isteyen

İL MÜFTÜMÜZ

PERSONELİMİZ

KutluDogum

Yeni Sayfa 1

DİNİ BİLGİLER

YAZARLAR

Kardeşlik ve kardeşlik Hukuku25 Nisan 2012
Aktif Ziyaretçi :  4 Bugün :  96 Toplam :  253953

Telif hakkı © 2004-2011 Kütahya Müftülüğü.Alipaşa Mahallesi Atatürk Bulvarı Müftülük Sitesi No:8 Kat:1,2,3,4 / 43030 KÜTAHYA Tel : (0 274) 223 63 12 -223 63 15 Fax : (0 274) 223 63 13
Altyapı : MyDesign


Sitemizin Sunucu Kiralama hizmeti Sunucuturkiye Dedicated Server, Sunucukiralama Kiralık Sunucu, Datatelekom Datacenter ve Colocation,
Kaliteweb web hosting tarafından sağlanmaktadır.