| |||||||||||
| |||||||||||
|
| |||||||||||
ANA MENÜSON YORUMLANANLAR |
İl Müftülüğümüzde Bayanlara KonferansHz Ali ve Hz Fatma nın örnek Evliliği, Ehli Beyt Sevgisi Aile İrşat Ve Rehberlik Büromuzca Hz Ali Ve Hz Fatma nın örnek evlilikleri,Ehli Beyt Sevgisi konulu Bayanlara yönelik konferans düzenlendi. Program Saygı Duruşu ve İstiklal Marşının ardından Ali paşa İmam Hatibi Şükrü UYMAZ hocamızın aşrı şerif okudular. Açılış Konuşmalarını yapan İl Müftümüz Mustafa ÜSKÜLÜPLÜ il Müftülüğümüzün yaptığı ve önümüzdeki günlerde yapılacak olan etkinlikleri hatırlattıktan sonra Ehli Beyt ve Muharrem Ayı Hakkında konuşarak ”EHLİ BEYT; Ev halkı anlamına gelen bu terim İslâm tarihinde Hz.Peygamber'in aile fertleri için kullanılmıştır. Ev halkı ya da ehl-i beyt ifâdesiyle aileyi teşkil eden ev sahibi, onun eşi, çocukları ve torunları anlaşılmaktadır. Hz.Peygamberin ehl-i beytini gösteren âyet meali şöyledir: "Evlerinizde oturun, eski cahiliyye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın, namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Rasûlüne itaat edin. Ey ehl-i beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor." (Ahzâb, 33/33) Ehl-i sünnet âlimlerinin göre ehl-i beyt kapsamına Allah Rasûlü'nün eşleri, çocukları, torunları Hasan ve Hüseyin ile damadı Hz. Ali'dir Muharrem Ayı ve Aşure Günü "Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir. (1)Cenabı Hak bu gecelere yemin ederek onların kutsiyet ve bereketini bildirmektedir. Bugüne "Âşure" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir: (2)Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi. Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.” Diyerek konuşmasını tamladı. Kaynakça Konferansını sunmak için kürsüye davet edilen Eskişehir İl müftü Yardımcısı Belgin AYDIN(KONARILI) konferansında “ RASULULLAH (S.A.V)’DEN ÖRNEK AİLE Sevdiğine benzersin. O kadar benzersin ki yürüyüşün, oturuşun, kalkışın değişir, her şeyinle O olursun. Ya sevdiğin peygamberse, babansa… Bir de onun eğitimiyle yetişmişsen…. Hz. Fatıma Rasulullah’a benzerdi. Bir müslüman kadın nasıldır, ne kadar mükemmeldir? Bunu anlamak istersek tabi ki Rasulullah’ın yetiştirdiği kadına bakmak gerekir. Bir müslüman erkek nasıl olmalıdır, ne kadar iyidir anlamak istersek yine O’nun yetiştirdiği Hz. Ali’ye bakmak gerekir. Cenab-ı Allah’ın buyurduğu gibi “Andolsun, Allah’ın Rasulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”[1] Rasullullah’ın elinde yetişen bu iki insanı ve Rasulullah’ın emeği ile kurulan evliliklerinin yuva, saadet, huzur beşiği olması örneğini görüyoruz. Rasulullah’ın terbiyesi ile büyüyen Hz. Ali, Peygamber’in en nadide gülü Fatıma’yı başka sahabelerin istediğini ve onlara vermediğini biliyordu. Kendisi için uygun olabileceğini düşündü. Çevresindekilerle yaptığı istişareyle istemeye karar verdi. Ancak çevresindekilere göre zengin değildi. Zaten babasının maddi durumu kötü olduğu için Rasulullah, onu çocukken yanına alıp bakımını üstlenmişti. Hz. Ali geçimini bahçelerden bedelle hurma toplayarak, kuyulardan su çekerek sağlıyordu. Her şeye rağmen bütün cesaretini toplayıp Rasulallah’ın huzuruna vardı; ama bir şey söyleyemedi. Rasulullah: “Fatıma’yı istemeye mi geldin? dedi….cevap yok. Utandı. Ta ki bir evet diyebildi. Peygamber efendimiz de kızı Fatıma’ya, “Ali seni istemeye gelmiş” diyerek haber verdi. Tabi kızının da iznini, görüşünü alması lazımdı. Rasulullah kızından itiraz gelmeyince kızının kabul ettiğini anladı. Çünkü bu durumlarda genç kızların sükûtu ikrardır. Bugün ben müslümanım deyip de Rasulullah’ı örnek alması gereken aileler, kızlarına sormadan, onların rızalarını almadan, onları evlendirmemelerini bilmeleri lazımdır. Rasulullah Hz. Ali’nin fakir olduğunu biliyordu. Kızıyla onu evlendireceği zaman; “şu kadar mehir istiyoruz dememiş, evlenmek için neyin var diye sormuştu. O da: “Atım ve zırhlı gömleğimden başka bir şeyim yok ey Allah’ın Rasulü” dedi. Hz. Ali zırhını 400 dirhem karşılığında sattı. Mehir olarak Hz. Fatıma’ya verdi ve düğün hazırlığına başlandı.[2] Anası olmayan Fatıma’nın düğün hazırlığı ile ilgilendi Rasulullah. Çeyizini bizzat kendisi hazırladı. Kızının hem anası hem babası olmuştu. Hz. Fatıma da o zamana kadar babasının anası olmuştu. Mekke’de, Medine’de ve en zor günlerinde her zaman babasının etrafında kol gezmiş, bir evladın ve bir kadının yapabileceği her türlü fedakârlığı yapmıştı. Bu 400 dirhemle Rasulullah efendimiz kızının çeyizinin alınmasını emretti. Peki çeyiz neydi? Ölçüleri nereye kadar? Neler olmalıydı? Günümüzde büyük kavgalara neden olan, aile huzursuzluklarını kuşatan ve günün değerleri uğruna evlenmeyi geciktiren çeyiz neydi ki? Bizim için en büyük örnek olan Allah Rasulü bakınız kızını ve kendi yetiştirdiği, oğlu gibi sevdiği damadını nasıl evlendirmişti. Evinde olması gereken eşyaları o günün şartlarına göre belirledi. Çeşitli imkânlar olduğu halde Fatıma en asgari ihtiyaçları temin edebilecek bir yaşam standardıyla müslüman kadınlara örnek olmaktaydı. O sadeliği, azlığı, açlığı, yoksulluğu, mütevazi bir hayatı ve bilgiyi; gösterişe, tokluğa, şaşaa ve görkeme, boş gevezeliklere, dünyalık yaşama tercih etti. Çeyizindeki eşyalar bunun delilidir; biraz güzel koku, üç tane minder, saçaklı bir halı, içi hurma lifleriyle dolu bir yüz yastığı, iki tane el değirmeni, bir tane su tulumu (kırba), topraktan yapılmış bir su testisi, meşinden yapılmış bir su bardağı, bir elek, bir havlu, dabaklanmamış bir koyun postu, eskiyip tüyü dökülmüş yemen dokuması alacalı bir kilim, hurma yaprağından örülmüş bir sedir, yemen işi alacalı iki elbise, bir de kadife yorgan… Bu yorganı uzunlamasına örtünce ayakları, enine örtünce başları açıkta kalırdı.[3] Ve düğün başlıyor. Rasullah’ın kızı ve çok sevdiği Hz. Ali evleniyor. Mehiri gibi, çeyizi gibi, düğünü de sadedir. Hurma, bal şerbeti ve gülsuyu ile konuklar ağırlanır. Düğünde Peygamberimiz “Yüce Allah bana Fatıma’yı Ali ile evlendirmemi emretti. Ben de O’nu evlendirdim. Siz de şahit olun.” dedi ve şöyle devam etti. “Allah onların bedenlerini bir araya getirsin. Ve onlardan doğacak nesilleri mübarek ve temiz kılsın.” Arkasından Hz. Ali kalktı. “İhsan ve nimetinden dolayı Allah’a hamdederim. Allah’ın salât ve selamı kulu ve Rasulü Muhammed’in üzerine olsun. Allah Rasulünun söylediklerinin hepsini dinledim ve aynen kabul ediyorum. Allah Rasulü’nün kızı Fatıma’yı kendime nikahladım siz de şahit olun.” diye sözünü bitirdi. Peygamberimizin denetiminde gelin damadın evine gider. Babasının yanından ayrılacağı için Fatıma üzüntülüdür, ağlıyordur. Peygamberimizin gözü yaşlı kızına tesellisi şu sözleriyle olur. “Vallahi ey Fatıma ben seni alemin en hayırlısına nikahladım.”[4] Yeni evlilerin evi peygamberimize yakındı. Tek odalı, önünde küçük bir avlusu bulunan, zemini toprak bir ev ve eşyalar da gerektiği kadar seçilmişti. Hz. Peygamber bu eve gelir ve onlara hayır duada bulunur, gözlerinden yaşlar akarken şu dua ile çıkar. “Allah’ım! Onların nikahlarını mübarek eyle. Onlara ve onlardan gelecek nesillere, ilahi bereketini bol bol ve geniş kıl.” Peygamber efendimiz dört gün sonra tekrar geldi, ev işlerini kızına, dışarı işlerini ise Hz. Aliye vererek bir işbölümü yaptı. Hz. Peygamber her sabah kızını ve ailesini namaza kaldırıyor ve onu görüp kolluyordu. Bu evlilik peygamberin desteği ile peygamber neslinin seviyeli bir okulu olacaktır.Hz. Fatıma’nın Hz. Ali’ye karşı bir eş olarak tutumu ve bulduğu karşılık bütün müslümanların evlilikleri için örnek teşkil edecek nitelikte, karşılıklı saygı ve sevgi bağlarıyla kuvvetlendirilmiş durumdadır. Gerek Hz. Ali gerek Hz. Fatıma evliliklerinin konumlarının getirdiği sorumlulukların bilincinde olarak alabildiğine dikkatli, temkinli ve ölçülü bir yakınlıkla sürdürüyorlardı ilişkilerini. Peygamber’in uyarı ve düzeltmelerini de dikkate alarak gelmiş geçmiş evlilikler arasında ışıldayan bir örneği insanlığa sunuyorlardı. Peygamberimiz sevgili kızını Hz. Ali’ye nikahlarken aile saadetini sağlayacak formülü de vermişti: “Kızım Fatıma! Sen Ali’ye cariye ol ki, o da sana köle olsun!” Müthiş bir benzetme, muazzam bir öğüttü bu. Cariye ve köle manaları aynı olan iki kelime. Yani eşler birbirlerine muhabbetle sıkı sıkıya bağlanmalı, aralarındaki sevgi ve saygıya gölge düşürecek davranışlardan sakınmalılardır. Birbirine yürekten sıkıca bağlanmalı ki görenler sizi efendilerinin emirlerinden çıkmayan birer köle veya cariye sansın. Aile düzeninin sarsılmasında, boşanmaların çoğalmasında rol oynayan en önemli neden ise kadın ve erkekte bu inanç ve anlayışın yokluğu veya zayıflığıdır. Bugünkü gençler evlenene kadar birbirlerini deli gibi sevip her şeylerini feda edebileceklerini söyledikten sonra evlenince iki rakip olup sen ben kavgalarına giriyor, hayatı, sevgilerini, saygılarını hor kullanıp evliliklerinin değerini yitiriyorlar. Bütün evlilerin tartıştığı gibi ara sıra Hz. Fatıma ve Hz. Ali de tartışır ve aralarında tatsızlık olurdu. Bir gün Peygamberimiz kızının evine uğradı ve Hz. Ali’yi evinde bulamayınca sordu: “Ali nerede?” O da “aramızda bir şekerleme oldu, bana kızdı ve çekip gitti.” dedi. Rasulullah bir arkadaşına Ali’yi aramasını söyledi ve mescitte yattığı haberi geldi. Rasulullah mescide gitti, Ali üzerinden ridası düşmüş toprağa bulanmış bir şekilde yatıyordu. Rasulullah ”Kalk ya turab” diye seslendi. Ey toprağın babası kalk! Bu olaydan sonra Hz. Ali’ye Ebu Turab diye seslenilirdi. O’nun en çok sevdiği ismi de buydu.[5] Beraberce Hz. Fatıma’nın evine gittiler. Allah’ın Rasulü bu iki genç insanı yakın korumasına ve gölgesine almıştı. Onlar da problemlerini gökte ve yerde emin olan insana götürerek çözüm aramışlardı. Hz. Ali aralarındaki ihtilafın anlatılmasını eşine bırakırdı. Çünkü o da babası gibi emin, güvenilir ve asla yalan söylemeyen bir hanımdı. Bir gün Hz. Fatıma kocasının sert davranmasından üzülmüş, “seni peygambere şikâyet edeceğim” demiş ve evden çıkmıştı. Hz. Ali de Fatıma’nın peşinden gitti. Hz. Fatıma şikâyetini anlattı. Hz. Peygamber kızını sakinleştirdikten sonra Hz. Ali’ye ona yumuşak ve dostça davranmasını tavsiye etti. Hz. Ali eşi ile eve dönerken “Allah’a yemin ederim. Bundan sonra sana istemediğin bir şey yapmayacağım.”[6] dedi. Yine bir gün Hz. Fatıma ve Hz. Ali arasında kırgınlık olmuştu. Rasulullah onlara geldiğinde birbirlerine sırtlarını dönmüş oturuyorlar buldu. Rasulullah her ikisinin ellerini tuttu ve göğsünün üzerinde birleştirdi. O anda aralarında hiçbir kırgınlık kalmadı. Bir süre sonra Hz. Peygamber dışarı çıktı, ashabı “içeri girdiğinizde üzgündünüz, şimdi ise neşelisiniz” dedi. O da: “Niye neşeli olmayayım. Sevdiğim iki insanı barıştırdım.” buyurdu. Cenab-ı Allah “Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.”[7] Buyuruyor. Rasulullah Efendimiz her ikisinin de en yakını, en saygı duydukları, sözlerine güvendikleri tek kişi idi ve onların huzurlarını, anlaşmalarını sağlıyordu. Günümüzde de eşler aralarındaki anlaşmazlıklar da adil hakemlik yapacaklarına inandıkları bilhassa aile yakınlarından yardım istemeli, ilk fırsatta boşanmayı çözüm olarak görmemelidirler. Bir gün Hz. Ali, Hz. Fatıma’ya yakındı. “Vallahi bugün su çeke çeke göğsüm ağrıdı. Cenab-ı Allah senin babana ganimet olarak bir çok köle ve esirler veriyor. Gidip ondan bir hizmetçi istesen ne olur?” dedi. Hz. Fatıma da “Vallahi benim de değirmen çeke çeke iki elim nasır bağladı.” diyerek kocasının tavsiyesi üzerine babasından yardım istemeye gitti. Fakat ondan böyle bir şey istemeye utandı. Evine geri döndü. Bunun üzerine Hz. Ali ve Hz. Fatıma beraber Rasulullah’ın yanına gittiler. “ Ya Rasulallah! Bugün su çeke çeke göğsüm ağrımaya başladı” dedi. Kızı da “Baba! Değirmen çeke çeke benim de ellerim nasır bağladı. Cenab-ı Allah sana birçok ganimet ve esirler bahşetmiştir. Bize bir hizmetçi versen ne olur?” dedi. Rasulullah onlara: “Suffa’da kalan ve açlıktan karnına taş bağlayan o çaresizlere verecek bir şey bulamazken onları bırakıp da size veremem. O dediklerinizi satıp paralarını onlara harcayacağım.” dedi. Bunun üzerine eve döndük. Biraz sonra Rasulullah bize geldi. O sırada ikimiz de kadife parçasının altına girmiştik. Peygamber efendimizi görünce ayağa fırladık ve bize “yerinizden kalkmayın.” dedikten sonra “Size benden istediğiniz dünyalıktan daha hayırlı bir şey haber vereyim mi?” dedi. “Evet Ya Rasulallah bize söyle.” dedik. “Cibril as. Bana birkaç kelime öğretti. Her namazdan sonra on defa sübhanallah, on defa elhamdülillah, on defa Allahü Ekber ve yatmak üzere yatağınıza girerken de otuzar defa söyleyin.” dedi. Hz. Ali der ki “Allah’a yemin ederim ki bunu işittiğimden beri bir gün olsun terk etmiş değilim.”[8] dedi. Elleri kabarana kadar un öğüten, bir göz odada ömrünü geçiren, Allah’ın rıza ve hoşnutluğundan başka ziynet takmayan Hz. Fatıma, ona Allah tarafından evlenmesi münasip görülen Hz. Peygamberin ifadesiyle dünya ahiret kardeşi Hz. Ali’nin evliliği bütün müslümanlara örnek olmalıdır. Onlar ki, cömertlik, iyilik ve güzellikte de yarışmakta ve sıkıntıyı olduğu gibi sevinçleri de beraber yaşamaktadırlar. Dünya nimetlerinden uzak hem dünya ile iç içe, hem de ahirete dönük bir yaşantıyı sürdürmek, bu ailenin insanlığa anlattığı en önemli gerçektir. Onlar aynı zamanda ailedeki bireylerin birbirlerine karşı nasıl davranacaklarını, neleri nasıl paylaşacaklarını da kendi yaşantıları ile öğretmişlerdir.[9] Hz. Fatıma evliliğinin en mutlu ve gerektiği gibi devam etmesi için evin işlerinin ve çocuklarının bakımını bizzat kendisi yaparken, Hz. Ali de cahiliye geleneklerin boş inançların ve etrafındakilerin kınamalarından korkmadan, eşine her türlü işinde yardımcı oluyor, müslüman bir eşin nasıl olması gerektiğini insanlığa gösteriyordu. Maddi imkânsızlıklar, açlık ya da giyecek eksikliğinin getirdiği sıkıntılar anlaşmazlığa yol açmadığı gibi bunlar evliliklerini ve saadetlerini daha çok perçinleyen faktörler oluyor, inançları onları daha iyi müslüman yapıyordu. Rasulullahın hayatında örneklik arayan ailelere huzurlu ve ahiret saadeti sağlayan yuvalar dileğiyle… [1] Ahzab, 33/21 [2] Salih Suruç, Hz. Fatıma, s. 67 [3] Cihan Aktaş, Hz. Fatıma, s.56 [4] İbn Sa’d, Tabakat, 8/26 [5] Buhari, Edeb, 113. [6] İbn Sa’d, Tabakat, 8/26 [7] Nisâ, 35 [8] Ahmet İbn Hanbel, Müsned. [9]Cihan Aktaş, a.g.e. Proğram katılımcılara ve vatandaşlara AŞURE dahıtımıyla son buldu. Haberi ;14 Aralık 2010, 16:31 TarihindeTurhan BAYATLI eklemiş,haber 11 defa okunmuştur.
|
İL MÜFTÜMÜZPERSONELİMİZDİNİ BİLGİLERYAZARLAR
|
|||||||||
| |||||||||||
|
Telif hakkı © 2004-2011 Kütahya Müftülüğü.Alipaşa Mahallesi Atatürk Bulvarı Müftülük Sitesi No:8 Kat:1,2,3,4 / 43030 KÜTAHYA
Tel : (0 274) 223 63 12 -223 63 15 Fax : (0 274) 223 63 13 Sitemizin Sunucu Kiralama hizmeti Sunucuturkiye Dedicated Server, Sunucukiralama Kiralık Sunucu, Datatelekom Datacenter ve Colocation,
Kaliteweb web hosting tarafından sağlanmaktadır. |
|||||||||||